|
Nasreddin Hoca'nın değeri, yaşadığı olaylarla değil,
gerek kendisinin, gerek halkın onun ağzından söylediği
gülmecelerdeki anlam, yergi ve alay öğelerinin
inceliğiyle ölçülür. Onun olduğu ileri sürülen
gülmecelerin incelenmesinden, bunlarda geçen
sözcüklerin açıklanışından anlaşıldığına göre o, belli
bir dönemin değil Anadolu halkının yaşama biçimini,
güldürü öğesini, alay ve eğlenme türünü, övgü ve yergi
becerisini dile getirmiştir.
Onunla ilgili gülmeceleri oluşturan öğelerin odağı
sevgi, yergi, övgü, alaya alma, gülünç duruma düşürme,
kendi kendiyle çelişkiye sürükleme, Şeriat'ın
katılıkları karşısında çok ince ve iğneli bir
söyleyişle yumuşaklığı yeğlemedir. O, bunları
söylerken bilgin, bilgisiz, açıkgöz, uysal,
vurdumduymaz, utangaç, atak, şaşkın, kurnaz, korkak,
atılgan gibi çelişik niteliklere bürünür. Özellikle
karşısındakinin durumuyla çelişki içinde bulunma,
gülmecelerinin egemen öğesidir. Bu öğeler Anadolu
insanının, belli olaylar karşısındaki tutumun
yansıtan, düşünce ürünlerini oluşturur.
Nasreddin Hoca, halkın duygularını yansıtan bir
gülmece odağı olarak ortaya çıkarılır. Söyletilen
kişi, söyletenin ağzını kullanır, böylece halk
Nasreddin Hoca'nın diliyle kendi sesini duyurur.
Nasreddin Hoca, bütün gülmecelerinde, soyut bir varlık
olarak değil, yaşanmış, yaşanan bir olayla, bir
olguyla bağlantılı bir biçimde ortaya çıkar. Olay
karşısında duyulan tepkiyi ya da onayı gülmece
türlerinden biriyle dile getirir. Tanık olduğu olaylar
genellikle halk arasında geçer. Hoca, soyluların,
yüksek saray çevresinde bulunanların aralarına ya çok
seyrek girer ya da hiç girmez. Sözgelişi onun
tanıştığı söylenen Selçuklu sultanlarıyla ilgili
gülmecesi yoktur.
Timur'la ilgili "hamam, Timur ve peştemal" gülmecesi
de, Timur'dan çok önce yaşadığı için, sonradan
üretilmiştir. Halk beğenisi Hoca'yı Timur gibi
çevresine korku salan bir imparatorun karşısına
hamamda çıkarak, "kızım sana söylüyorum, gelinim sen
işit" türünden bir yergi yaratmıştır. Burada yerilen,
dolaylı olarak kendini toplumun, halkın üstünde gören
saray insanlarıdır.
Nasreddin Hoca gülmecelerinde dile gelen, onun
kişiliğinde, halkın duygularını yansıtan başka bir
özellik de eşeğin yeridir. Hoca eşeğinden ayrı
düşünülemez. Onun taşıtı, bineği olan eşek gerçekte
bir yergi ve alay öğesidir. Anadolu insanının
yarattığı gülmece ürünlerinde atın yeri yoktur
denilebilir. Eşek, acıya, sıkıntıya, dayağa, açlığa
katlanışın en yaygın simgesidir. Soyluların,
sarayların çevresinde üretilmiş gülmecelerde eşek
bulunmaz, oysa at geniş bir yer tutar.
Bu konuda başka bir çelişki sergilenir. Gülmecede
güldürücü öğe ile yerici öğe yanyana getirilir. Bunun
örneği de kendisinden eşeği isteyen köylüye, "eşek
evde yok" deyince ahırda onun anırmasını duyan
köylünün "işte eşek ahırda" diye diretmesi karşısında,
Hocanın "eşeğin sözüne mi inanacaksın benimkine mi"
demesidir.
Onun gülmecelerinde, kaba sofuların "ahret" le ilgili
inançları da önemli bir yer tutar. "Fincancı
Katırları", "Ben Sağlığımda Hep Burdan Geçerdim"
başlıklı gülmeceler katı bir inanç karşısındaki
duyguyu açığa vurur. Toplumda neye önem verildiğini
anlatan "Ye Kürküm Ye" gülmecesi, Hoca'nın dilinde,
halkın tepkisini gösterir.
Nasreddin Hoca'nın etkisi bütün toplum kesimlerine
yayılmış, "İncili Çavuş", "Bekri Mustafa", "Bektaşi"
gibi çok değişik yörelerin duygularını yansıtan
gülmece türlerinin doğmasına olanak sağlamıştır.
Bunlardan ilk ikisi saray çevresinin oldukça kaba
beğenisini, üçüncüsü de gene halkın, Şeriat'ın
katılığına karşı duyduğu tepkiyi dile getirir.
Bizim Tekir Nerede?
Hoca’nın canı bir gün etlice bir yahni ister...
Kasaba gidip bir okka et alır, eve gönderir.
Hoca’nın karısı yahniyi pişirirken komşuları
çıkagelir. Gözü gönlü tok, eli açık olan kadıncağız
komşularına yahni ikram eder. Komşular, yemeğin
tamamını yiyip bitirir ve dönerler evlerine.
Bütün gün yahni özlemiyle akşamı zor eden Hoca evine
döner. İştahla oturur sofraya. Biraz sonra karısı
önüne bir tabak bulgur aşıyla bir kaşık koymaz mı?
Hoca hiddetlenerek sorar ne olup bittiğini.
“Efendi,” der karısı, “Eti bizim Tekir yedi.”
Bu sözü duyan Hoca sinirlenerek eline bir sopa alır ve
Tekir kediyi aramaya koyulur. Bir süre sonra Tekir
görünür, bir deri bir kemik... Yürüyecek gücü yok,
iskelet gibi...
Hoca şaşkın: “Hatun, yahnilik eti şu bizim Tekir mi
yedi?” diye sorar. Karısı da “Evet Efendim, o hınzır
yedi.” diye cevap verir. Bunun üzerine Hoca alır eline
el terazisini ve tartar Tekir kediyi... Tam bir okka
çeker Tekir. Bunun üzerine karısına şöyle çıkışır
Hoca: “Hatun! Şu gördüğün bizim Tekir tam bir okka
geldi. Öyleyse, yahnilik et nerede? Şayet et bu ise
bizim Tekir nerede?” |