|
Akademi bu haliyle daha çok özel bir öğretim kurumunu
andırmaktadır. Her yaştan öğrencisi vardır; fakat
öğrenciler, sınavdan geçirilmez ve eğitimlerini
tamamladıklarını gösterir özel bir diploma ile
ödüllendirilmez; yalnızca doğruyu araştırmakla
görevlidirler.
Platon'un ölümünden sonra Akademi'nin başına kız
kardeşinin oğlu geçmiş ve Platon'un düşüncelerinin
yerleşmesi ve gelenekselleşmesi için uğraşmıştır. Akademi
uzun bir süre seçkin yöneticilerin yönetiminde ve
denetiminde, seçkin öğrenciler yetiştirmiş ve 6. yüzyılın
başlarında bir Pagan okulu olduğu gerekçesiyle Bizans
İmparatoru Justinianus tarafından kapatılmıştır.
Hıristiyanların tehditlerinden kaçan öğretmenlerden ve
öğrencilerden bazıları, Sâsânî Kralı Anuşirvan'ın (M.S.
531-579) Cundişapur'da kurmuş olduğu tıp okuluna
sığınmışlardır. Bu, uygarlık tarihi açısından çok önemli
bir gelişmedir; çünkü buraya yerleşen Yunan filozofları ve
hekimleri, birkaç yüzyıl sonra İslâm Dünyası'nda yeşerecek
olan bilim ağacının tohumlarını atacak ve böylece bilim ve
felsefe Atina'dan Bağdad'a taşınacaktır.
Justinianus'un Akademi'yi kapatmasının nedeni Pagan
etkisini ortadan kaldırmaktı; ancak bu yolla, istemeden de
olsa, Hıristiyanlığın en büyük rakibi olan Doğu
uygarlığının (ve bu arada İslâm uygarlığının) güçlenmesine
yardımcı olmuştur.
Platon, barbarlarla dost olmasa da, onlara karşı
Aristoteles kadar katı bir tutum içerisinde de değildir.
Mısır'a yapmış olduğu gezi sırasında, Mısırlıların
bilimleri, dinleri ve yaşam biçimlerine ilişkin bilgi
edinmiş ve Mısır uygarlığının Yunan uygarlığından daha
önce geliştiğini ve onun biçimlenmesine yardımcı olduğunu
anlamıştır. Bu husus, Timaios adlı diyalogunda açıkça
görünmektedir. Burada Solon ile bir Mısırlı rahip arasında
geçen bir konuşma cidden çok ilginçtir. Rahip Sais,
"Ah Solon Solon... Siz Yunanlılar daha dünkü çocuksunuz."
deyince, Solon bu söylediklerinin ne anlama geldiğini
sorar ve bunun üzerine rahip şu karşılığı verir :
"Ruh olarak sen ve siz çok gençsiniz; çünkü ne eski
geleneklere ne de yüzyıllar öncesinden gelen bir bilime
sahipsiniz ."
Platon Mezopotamyalılara ilişkin fazla bir bilgiye sahip
olmasa da, Asur hükümdarı Ninos'un kanunlarına atıfta
bulunması, bu uygarlığa tamamen yabancı olmadığını
göstermektedir. Eserlerinde görülen astroloji anlayışı
büyük ölçüde Babillilerden gelmiştir.
Yunanlıların sürekli düşmanları olan Persleri ise, Platon
çok iyi tanımaktaydı. Olasılıkla Herodotos ve diğer Yunan
tarihçilerinin yapıtlarını okuyarak Achaemenidian
İmparatorluğu'na hayranlık duymuştur. Perslerin
otokrasisi, ona, Yunanlıların demokrasisinden daha
sempatik görünüyordu.
Platon'a göre, insanlar bir mağaranın içinde yaşarlar ve
yüzleri mağara girişinin karşısında bulunan duvara dönük
olduğu için sadece ve sadece buraya düşen gölgeleri
görebilirler; duyumlarımız yoluyla varlığından haberdar
olduğumuz bu görünümler, gerçek değil, gerçeğin iyiden
iyiye bozulmuş gölgeleridir; gerçeği görmek isteyen bir
kimsenin, akıl yoluyla duyusal zincirlerden kurtularak
başını mağaranın girişine çevirmesi ve orada geçit töreni
yapmakta olan ideaları, yani görüntülerin oluşumunu
sağlayan gerçek biçimleri seyretmesi gerekir. Bu nedenle
bu alemde duyumsadığımız varlıklar birer gölgedir ve asıl
var olan şeyler, bu gölgeler ve bu yanılsamalar değil,
onların ardındaki ölümsüz idealardır. Mesela bir at ne
kadar olağanüstü olursa olsun, zamanla bozulur ve
kaybolur; oysa at ideası ezelî ve ebedîdir, değişmez.
Öyleyse, değişim içinde bulunan görüntülerin bilgisini bir
yana bırakarak, hiçbir zaman değişmeyen ideaların
bilgisine ulaşmak gerekir; felsefenin amacı bu olmalıdır;
gerçek bir filozof, bu aldatıcı görünümlerin ardına
saklanmış olan mutlak bilgiyi, yani ideaların bilgisini
yakalayabilen kişidir. Platon böylece bilginlerin yolunu
da çizmiş olmaktadır; çünkü İlkçağ ve Ortaçağ'da bilim ve
felsefe birbirlerinden ayrı birer etkinlik olarak
görülmemiştir.
Son diyaloglarındaki dualist eğilim, Zerdüştçülükten
kaynaklanıyordu ancak bu etki, büyük bir olasılıkla
dolaylı bir yoldan gelmiş olmalıydı; çünkü Platon'un
diyaloglarında Zerdüşt ismine sadece bir yerde
rastlanmaktadır. Ayrıca felsefesinde, Hint felsefelerinin
izleri de görülmektedir.
Platon, Phaidon adlı diyalogunda, bir filozofun ölmekten
mutlu olacağını, çünkü ruh ideasının ölümsüz olduğunu
söylemektedir. Bu anlayış sonraları yaygınlaşacak ve
insanı anlamlandırmaya çalışan düşüncelerin merkezine
oturacaktır.
Yapıtlarından anlaşıldığı kadarıyla, Platon daha çok ahlak
ve siyasetle ilgileniyordu. Devlet, Yönetici ve Kanunlar
adlı kitaplarında ideal bir devletin nasıl olması
gerektiğini sorgulamış ve savunduğu görüşler, daha sonra
Fârâbî ve İbn Sinâ gibi İslâm filozoflarının siyaset
anlayışlarının biçimlenmesine büyük katkılarda
bulunmuştur.
Matematik, Platon'un gözünde çok önemli bir bilimdi; çünkü
onunla gerçek bilgiye, yani Tanrı İdeası'na ulaşmak
olanaklıydı; zaten Tanrı'nın kendisi de bir
matematikçiydi.
Platon'a göre, matematik, gölgeler alemi ile idealar alemi
arasında bir ara alem veya iki alemi birbirine bağlayan
bir geçittir. Mesela, ister doğada bulunsun isterse
bulunmasın, geometrik biçimler bu ara alemin varlıklarıdır
ve bu nedenle mükemmel değillerdir; bunlarla
ilgilenenlerin, teğetlerin bir daireye veya bir küreye
birden fazla noktada değdiklerini kabul etmeleri gerekir;
ancak ideal bir daire veya ideal bir küre söz konusu
olduğunda yalnızca bir değme noktasının bulunacağı
zihinsel bir soyutlama ile kavranabilir. İşte bu
nedenlerle, Platon Akademi'nin kapısına "Geometri bilmeyen
bu kapıdan girmesin." diye yazdırmıştır. Platon uygulamalı
matematiği sevmemiş ve bu nedenle cetvel ve pergelin
dışında bir araç kullanmaya yanaşmamıştır.
Platon da doğaya Pythagorasçılar gibi bakar ve gerçeğin
kilidini açacak anahtarın aritmetik ve geometri olduğuna
inanır. Matematikle ilgili orijinal denebilecek bir
çalışması yoktur; katkıları daha çok felsefîdir. Tanımları
düzeltmiş ve mantıksal bağlantıları güçlendirmiştir. Ancak
geometrik analiz, Platon'a değil, Kioslu Hipokrates'e
atfedilmektedir.
Platon'un matematiğe ilişkin görüşleri ve çalışmaları
sonucunda, matematik, diğer bilimler arasında seçkin bir
konuma yerleşecek ve yüzyıllardan beri süregelmekte olan
bilimsel eğitim ve öğretimin esas öğesini oluşturacaktır.
Düzgün çok yüzlülerin Platon tarafından keşfedildiği
söylenmekteyse de, ondan çok daha önce bilinmekteydi.
Ancak Platon beş düzgün çok yüzlüyle, beş öğeyi
eşleştirmiş ve dörtyüzlünün ateşi, altıyüzlünün toprağı,
sekizyüzlünün havayı, onikiyüzlünün suyu ve yirmiyüzlünün
eteri simgelediğini bildirmiştir; ama Platon atomcu
değildir ve Aristoteles'le birlikte atomcu görüşe
karşıdır. |